28 Kasım 2010 Pazar

Yalnızlık


Yalnız kaldınız sanırsınız, 
Biliyorum. 
Yalnız bırakılmışsınız, 
Biliyorum.
Ötesi yok.

Ötesi var: Yalnızlık 
Müziğin bile seni dinlemesidir. 
Yalnızlık 
İnsanin kendine mektup yazması 
Ve dönüp-dönüp onu okuması 
Yalnızlığın da ötesidir....

Özdemir Asaf

27 Kasım 2010 Cumartesi

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Film Takıldı Aklıma!

Bir film adını hatırlamaya çalışıyorum. 2007-2008-2009 yıllarından birinde yapılmış olup, yatalak annesiyle birlikte ablasının ölümüne sebep olan kızın akıl sağlığını yitirip hastaneye yatırılmasıyla başlıyor.
Daha sonra tekrar eve döndüğündeyse yaşadığı bütün olayların sebebinin üvey annesi olduğu sanısına kapılıp üvey annesini öldürmesiyle son buluyordu.
Film korku-gerilim türünde olup, A Tale of Two Sisters (2003-Kore) filminden arak bir senaryoya sahipti.
Hatırladıklarım bu kadar. Arşivimde olan bir film olmadığından adını hatırlamakta zorlanıyorum.Yardımcı olursanız çok memnun olurum.
Aha buldum diğer filmin adını The Uninvented. Bu filmde 2009 yapım olup, neredeyse The Tale Of Two Sisters ile birebir aynı senaryoya sahip.
Filmin senaryosunun niye bu kadar tanıdık geldiğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Ama şöyle bir gerçek varki Kore yapımı olan film yeni yapım olana göre gerçekten her yönden daha sağlam. İçine gizlenen dram, insanı filmin sonunda ağlayacak raddeye getiriyor. 
Filmi hiç bir yorumun etkisinde kalmadan önce izlemenizi, sonrasında yorumları incelemenizi öneririm. Eğer vaktinizde olursa bir kez daha izleyin derim, çünkü film ilk izlemede o anın sıcaklığıyla tam olarak anlaşılmıyor ve bazı vurgular çok sığda kalıyor, derine inemiyor insan.
Ben 10 üzerinden 10 derim bu filme. Siz ne dersiniz bilemem :) ama izledikten sonra buraya bir yorum bırakırsanız süper sevinirim :)
Hadi kalın sağlıcakla. Benim bugün bir sınavım var :(

21 Kasım 2010 Pazar

Kolaya Kaçmayın / Çocuklar Geleceğimiz

Bayram, bayram dedik durduk hadi o da geldi, geçti, gitti...Tatil tatil dedik durduk o da buhar olup uçtu gitti :( Kaldık mı el elin üstünde elde a.. üstünde.

Beni bekler uzun soluklu bir vize dönemi. Tamı tamına dokuz sınavım var! İkisi teorik, yedisi uygulama... Sözde matematik okuyorum amma gel görki bütün derslerim programlama ve türevleri. Aman ben seçtim bunu yakınamayacağım bu yüzden.

Hah bayram seyran demişken, bol bol çikolata, tatlı yemiş, et kokusuyla dahi doymuşken, kesimlerden bahsetmek istiyorum.Biliyorum dinin gereğini yerine getiriyoruz, et yüzü görmeyenlerle paylaşıyoruz, bir çeşit yardımlaşma amma velakin niye çocuklarımıza bu olanları izletiyoruz? Yani kesim yapılırken çocukların bu kanlı sahnelerle birebir karşı karşıya kalmasına göz yumuyoruz?

Kimileri vahşet der kurban bayramına (ki bana göre kesinlikle vahşet değildir amma), bana göre de çocuklar izlediğinde vahşet oluyor!!!

İzletmeyin artık el kadar çocuklara şu kıyımı! Hiç mi düşünmüyorsunuz rüyalarına girme ihtimalini? Hiç mi psikolojilerini etkileyeceğini hesaba katmıyorsunuz?

El kadar yeğenim (3yaşında) bile o kadar bağrışıma, çağırışıma rağmen tam üç kurbanlığın kesimini izledi! Ve ben sinirden bütün tırnaklarımı yedim! Dokuz yaşındaki ben oldumcu yeğenimi ise söylemeye gerek bile duymuyorum! O küçücük çocuk da zaten o oldumcuk velet yüzünden izledi o kıyımı!

Ha izledi de ne oldu? Yiyemedi tabiki de hiç bir şey! Şimdi bunun hesabını kim verecek? Ben ebeveynleri değilim ne yaparsam yapayım engel olamadım, ama sırf izlemek için ağlıyor diye, işin kolayına kaçarak bu vahşeti izlemelerine neden olan ailenin amacı ne? Sırf başından salsın, ona bulaşmasın da isterse gitsin kurbanı o kessin diyebilecek zihniyet çocuk yetiştirmede ne kadar başarılı olabilir? Ebeveynlik bu kadar kolay mı?

Bu ülkede önüne gelen çocuk sahibi oluyor! Zaten daha korunmanın ne demek olduğundan habersiz olan toplumun, çocuk yetiştirmede çok da başarılı olabileceği ihtimaline inanmak benim salaklığım!

Birazcık kendimizi geliştirelim. Hayata ve hayatın getirilerine gözlerimizi kapamayalım. Boş gelip boş gitmeyelim, farkındalığımızı geliştirelim. Eleştirel yaklaşım edinelim. Bilgi neredeyse ona ulaşmaya çalışalım, bir emek sarfedelim. Bu kadar tembellik, bu kadar yılgınlık niye? Niye kendimize bu eziyeti çektiriyoruz? İnsan beyni çok komplike bir yapı, ne verirseniz onu alır, hazmeder. Düşünmeye zaman ayıralım.

Çocuklarımız bizim geleceğimiz, unutmayalım ki eğitim ve öğretim ana kucağında başlar. Siz kendinizi geliştirmezseniz, kendinize gerektiğince düzgün davranmazsanız, yetiştirdiğinizin de topluma yararlı bir birey olması beklentisi içine giremezsiniz!

Kolaya kaçmayın!

Bu bayramı moralim bozuk geçirdim. Hem üzüldüm, hem kızdım, hem sinirlendim, ama sakalım olmadığından sözüm dinlenmedi!

Siz bari sözümü dinleyin gelecek nesillerde derin yaralar açmayalım. Tamam anlıyorum alışması gerek falan ama, bırakın zamanı gelince alışsınlar anne kucağında değil!

14 Kasım 2010 Pazar

Anlayan Anladı!

Harbi bebekler diye bir aramayla gelinmiş blogcağızıma :) barbi bebek var bende istersen :)

Kilotlu sarışın anahtar kelimesini gördüğümdeyse altıma edecektim gülmekten. Lan tamam nette abaza kaynıyor ama allah aşkına ararken de kilotlu sarışın mı yazılır. Nereye ulaşmaya, ne elde etmeye çalışıyor anlamış değilim.

Şemsiye atasözünden kasıtsa 'Göte giren şemsiye açılmaz' sanırım. Ama bu aramayı yapan şahsiyet denesen de bize gerçekten açılmadığını bildirsen çok süper olacak! Yoksa o şemsiyeyi kıçında paralayacağım.

Köpekle sex araması da zaten fixlendi blogda. Analysticte de, blogger istatistikte de en başta yer alıyor. Bir iki tıklama da değil bine yaklaştı aranma oranı! Ne alp veremediği var bu insandan kırma hayvanların, hayvan merakı. Ama yadırgamıyorum!!! Ne de olsa bu gibi aramaları yapanlar da kendi türlerinden olanları tercih ediyorlar. Saygı duymak gerek!

Gelelim rüya yorumlarına, beyaz çarşafın anlamını merak etmiş bir zat-ı muhterem. Ben bilmem arkadaş. Ömrüm boyunca, hep gördüğüm, tek gördüğüm rüya, sürekli bir uçurumdan kapkaranlık bir çukura düştüğüm. Benden boş yere medet bekleme. Kelin merhemi olsa...

Bu arada blog linkini bitlipirelibirminikkedi diye değil de bitli bir diye arayan şahsiyet canımsın anam =) güldürdün beni.

Bir de son bir şey. Biraz nasihat gibi olacak ama idare edin. Bir insana asla vazgeçilmez olduğunu hissettirmeyin, götleri kalkıyor şerefsizlerin. Sonra bulunmaz hint kumaşıyım ayağına götlerini dönüp gidiyorlar. Bunu niye mi söyledim? Anlayan anladı.

Hadi by.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Barış Manço- Nane Limon Kabuğu (Animasyon)

video

Facebookta Kısa Animasyon Sayfasında gördüm bu videoyu. 
Bayıldım bayıldım...
Siz de izleyin istedim =)

Siz Kendinize Acıdığınız Sürece, Acımayacağım Size!!!

Sözüme güvenmiyorsun niye soru soruyorsun?

Sözüme güvenmiyorsun niye benden yardım istiyorsun?

Sözüme güvenmiyorsun, kendi burnunun dikine gidiyorsun, peki niye beni rahatsız ediyorsun?

Senin zamanın kıymetli de benimki değil mi? Sen dünyanın senin etrafında döndüğüne inanıyorsun diye, benim dünyamın da senin etrafında mı dönmesi gerekiyor?

Niye beni boş yere uğraştırıyorsun?

Anlamıyorum gerçekten. Amacınız ne? Ne istiyorsunuz benden? Sıkıldım salak saçma sorularınızdan. Soru sormak için soruyorsunuz. Biraz mantık barındırsın şu sorularınız, o zaman kulunuz köpeğiniz olacağım yemin ederim.

Ama yok siz gelişine sordukça herşeyi, ben de gidişine küfredeceğim, saydıracağım size. Tamam anlıyorum, heyecan falan yapıyorsunuz ama olmuyor böyle! Ben sizin yüzeysel sorunlarınızla boğuşmak istemiyorum.

İlk önce oturun, bir sakinleşin. Düşünün basamak basamak neler yaptığınızı. Analiz edin hal ve hareketlerinizi. Nerde hata yapıyorum, neden olmuyor diye önce bir kendinize sorun.

Sahibinden ödül bekleyen minik köpekler gibi, gözlerimin içine bakıp benden sizi tasdiklememi beklemeyin artık. Acımıyorum size! Siz kendinize acıdığınız sürece de acımayacağım size!

11 Kasım 2010 Perşembe

BEN EN BÜYÜK DERDİNİM ULEYNNN!!!

Hayatının her hangi bir zaman diliminde uykusuzluk problemi yaşamış insanlar halimden çok iyi anlayacak eminim. Ancak bu iletle tanışmamış olanlar 'Amann yaeee bunu mu takıyorsun, takıntılının tekisin sen deee hee.' diyecekler. Eminim.

Geceleri tek damla uyku girmiyor bu aralar gözüme. Sınav stresi derken, böbrek ağrısı derken, grip derken, her pok üst üste gelirken uykusuzluk bunların en tepesine çıktı 'BEN EN BÜYÜK DERDİNİM ULEYNNN!!!' diye bağırıyor. Beni inim inletiyor.

Bu uykusuzluğu fırsata çevireyim bari deyip kolu bacağı ders çalışmak için sıvadım. Ama gel gör ki ev kıçım kadar küçük. Nerede ders çalışayım? Annem bir oda da, babam bir odada, babannemle kardeşim ise yanı başımda.

Tabi durum böyle olunca paşa paşa yorganın altına girip geceleri işkence gibi gözümde tek damla uyku olmadan geçiriyorum.

Tek tek kuzuları sayıyorum. Kesmiyor 3er 3er, o da olmuyor beynimi geliştireyim falan ayağına 21erli 83erli falan sayıyorum. Ihh bana mısın demiyor. Sinirden yastığıma sarılıp ağlıyorum.

Sabah kendim kalksam yine lafım yok saat 8 babannem 'ee hadi daha uyanmadın mı kalk ben kahvaltı yapacağım', diye başımda ötmeye başlıyor. Günümü zombi gibi geçiriyorum sayelerinde.

Ne verimlilik kalıyor, ne moral. Sinir küpü oldum çıktım yine!!! Elim ayağım titriyor :(

Bir sihirli değnek değse hayatıma. Beni baştan ayağı sinirimden ayırsa, mülayim, etliye sütlüye karışmayan, iç huzura ermiş, çalkantılı bir hissiyattan uzak sevimli bir insan evladı haline getirse ne kadar güzel olacak.

7 Kasım 2010 Pazar

Kim Bilir...

Yanlış ya da doğru bu benim düşüncelerim yargılama olur mu...

Bana öyle bir tanıttın ki kendini herhangi bir amacın yok, her hangi bir idealin yok, rüzgar nereye sen oraya, ordan oraya, yaşıyorsun hayatını...

Uyuz, disiplinli, dediğim dedik, at gözlüklü, sabit fikirli, geri kafalı bir insan değilim. Asla da olmadım, ama her zaman belirli bir amacım ve belirli bir idealim oldu. Onu kazanmak için de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, sınırlarımı zorladım.

Ha ben özgürlükten yanayım diyorsan, ben de özgürüm. Ha yine şöyle diyeceksin planlarının içinde boğuluyorsun nerede özgürlük? Bu da benim hayatım derim ki o da senin hayatın.

Ama ben senle ufak da olsa birşeyler yaşasaydım (ki daha önce yaptığım saçmalıklardan biliyorum) seni değiştirmeye çalışırdım. Bir saat de olsa, bir gün de olsa, bir ay da olsa farketmez... 

Kimse değişmek istemez, sadece fikirlerini geliştirir, genişletir. 

Ne kendimi üzeyim ne de seni üzeyim dedim çekildim. 

Kabul fazlasıyla bencilim, ama bence böylesi daha güzel :)


Kimsenin canı yanmasın istedim.


Belki de kötü ettim bilemem.


Aha işte bu kadar. 

4 Kasım 2010 Perşembe

Muhabbetin Daniskası / Uyku Modu

İki insan biri erkek biri dişi, ortamda acayip bir elektrik var. Bildiğin kıvılcımlar havada uçuşuyor ama şöylede bir durum var gururumdan burnum düşse yere almam ben niye söyleyeyim içimden geçenleri de onun kıçını kaldırayım...

Onca saat bakış, gülüş, ağzının içine düşecek kadar ol ama tam dilinin ucuna gelen kelimeleri yut dur. Daral geldi resmen. Saniyeler geçmek bilmiyor. 

Gereksiz konular gırla gidiyor. Alllam elektriği kim buldudan, girilen konu aslında gerçekten bulanın o olmadığından dalavereyle başkasından çaldığına mı gitmedi. AC/DC grubunun adının nerden geldiğine mi gitmedi... Her boka döndü muhabbet de bir gerçeklere dönmedi anasını satayım!

Hal böyle olunca da içimdeki kelebeklerin kanatları kırıldı. Sonunda dayanamadım sen anlat ben dinliyorum dedim kendimi uyku moduna aldım. O anlatıyor ben arada haa öylee mii, yaa bilmiyordum, evet evet diye guguk kuşu gibi kafa sallıyorum.

Mal anlamadı tabi sıkıldığımı vire anlattı durdu. 

O ona hayran olduğumu sanıyor. Bense onun mal olduğunu düşünüyorum. Nereye gider bu ikili ilişki. Sıçtın mavisini arıyor gözlerim. Ha gördüm ha göreceğim. Yakındır!

Bir de ben buna bir hayli kırılmıştım. Geldi yanıma bir şeyler sordu, cehennemin dibinde diye tersledim. Ona kırılmış o da 'beni bir daha azarlama senden böyle tepkiler beklemiyorum' dedi. 'Kukla sandın beni sanırım, istediğin gibi hareket edecek değilim' dedim...

Ben de az değilim ki... Dilim bildiğin çıngıraklı yılan. Ben olsam ben de çekinirim benim gibi birinden. Çocuğu itin götüne sokuyorum en ufak lafta. Yine iyi dayanıyor bana.

Placebo / Kings Of Medicine






Stupid me to believe that I could trust in stupid you



3 Kasım 2010 Çarşamba

Canım Sıkkın İşte!

İçim sıkılıyor blog. Kaşınmaktayım durduk yerde. Belamı arıyorum sanırım. 

Kendimi çok ezik hatta ucube gibi hissediyorum blog. Korkuyorum da Dean and Sam beni avlayacak... Dünya benim gibi bir ucubeden kurtulacak.

Nefes alamıyorum blog. Herşey ama herşey üstüste geliyor. Bir hatunu döveceğim o olacak. Her boka kikirdiyor. Hoşlanan ben olmasam diyeceğim bu kız bu çocuğun aşkından geberiyor. Belki de öyledir be blog. Benim gibi şansız birine bunu da müstahak görebilir hayat.

Koy götüne mantar bitsin, üç kuruşluk laf etmeye değmeyecek olanların! 

Niye bu gibi insanlar yüzünden canımı sıkıyorum be blog. Kıskanmıyorum, niye kıskanayım amma velakin sinirlerimi zıplatıyor. 

Büyük konuşmayayım ama mıç mıç sevgilileri görünceee babannemin yaptığı şeyi yapasım geliyor blog. Şöyle der babannem 'Tüüüü yazıklarım olsun, eviniz barkınız yok mu? Sokak ortasında it köpek gibi yapıyorsunuz. Yazık sizin gençliğinize, ahlakınıza!'

Ama ben böyle bir söylev çekmek derdinde değilim blog. Benim serzenişim şöyle (içimden oda): 'Olan var, olmayan var ah alıyorsunuz yarın ayrılırsanız kıçımla güleceğim'

Neyse blog ben okula gitmeliyim. Bugün etek giymek istiyordum ama annem her zamanki moral bozma seansalarından birini üzerimde uygulayınca vazgeçtim. Yine kot pantolon-tshirt ikilisine talim ediyorum anlayacağın. Ama olsun hiç olmazsa millet yaşımı anlamıyor. Hatta yeni öğrenci olduğumu sanan saftirikler çıkıyor. Oysaki kazık kadar karıyım. Okulda uzatmaları oynuyorum...

Neyse ya canım sıkkın işte!

1 Kasım 2010 Pazartesi

Camino / 2008

Filmi izlemezsem yemin ederim çatlayacağım. 
Gel gelelim bir türkçe altyazı bulamadım.
Yok yok yoookkkkkk!!!
Nereye baksam elim boş dönüyorum.
Bilen, gören varsa yardım etsin lütfen :(